23 Nisan 2013 Salı

Dosttan Öte, Dosttan Ziyade


Nicelerine sarıldım tanıdık bir kokuyu almak. Adını pek çok kez karıştırdığım tarifi meçhul o hissiyatların güneş kadar parlak olduğunu görmek istedim de gece kadar karanlık, okyanus kadar uçsuz bucaksız olacağını bilemedim. Gördüğüm gözlerin bir öncekilerden farklı olduğunu düşünerek kırdığım o devasa duvarlar üzerime çökerken bir bir altında ezilen yine bendim. Kalbini açtığın bir ruha sığınabileceğini düşünen ben, gözlerim açıkken bile dünya düzenine yenik düştüm. Bozguna uğrayan bir ruhtan öte bozguna uğrayan o meçhul hissiyatlar şimdi nerdeler? Bilinçsizce girdiğim savaşın mağlubu olmaksa istikbalim, hayallerimin nasıl gerçeğe dönüşmeyeceğini görmekse hedefim aldığım her nefesin borcunu ödemek de mecburiyetim oldu. Yüzümde beliren her gülümsenin ardına saklı gerçekler sadece sözde kaldı aniden. Kimsenin umursamadığı o bestenin ardında yatan sıradanlığı kırıp geçmek için ne de çaba harcadılar oysaki! Gerçeği görmek belki bir hakaret belki bir bıçak gibi saplandı o meçhul hissiyatların üzerine. ‘Gülümseyişlerin bir nedeni vardı’ dedi dünya. Dünyaya bakıp da ‘bir nedeni yok’ dememek için inşa ettiğim duvarlar dayanamadı sonunda. Benim bahçem hep yeşil, güneşim daha parlak, gökyüzüm daha aydınlık, suyum daha berrak, gündüzüm daha dertsiz değildi. İçimde birikenler düşüncelerimden sızıp giderken, dilime vurduğum gemler bir başkasının dilinden dökülüverdi hemen. Kurulan her cümlenin arkası karanlık bir tenha, önü ise dipsiz bir kuyuydu. Derdinden bahsettiğinde gittikçe büyüyen buhranın yarattığı kuyu. İçine kapandıkça kırmamak için çevrendekileri,  ucu karanlığa gömülen kuyu. Duygularının yok sayıldığı, kişiliğinin kaybolduğu kuyu… Allah’ın belası bir kuyu işte! Attığın her adımı açıklayamadığın için dibe doğru devam eden o kuyunun ucunda da bir ben. Yüzümdeki gülümsemeyi kaybettiğim zamanlarda üzerime kapanan kapılar ardında kalan da ben. Yapmadıklarımı yaptığım düşünülen de ben. Arsız ve bencil olan da ben… Peki, neden ben? Olduğum insanı görmek miydi sorun yoksa görmek istediklerini göstermemek mi? Kurduğum cümlelerin masumiyetine tecavüz ettiklerinde sessizce ağlayan bir yüreği avutmaya çalışırken gizli gizli, sahte saadeti mi sermeliydim ortaya? Uyandığım her sabahın hayallerimden kaçtığını görerek büyüyebilir miydim? İçimi sıkan düşüncelerle yaşamayı öğrenmeye çalışırken hayatın olduğundan daha az net olmasına üzüldüm de bu mu acıttı hissiyatları? Andan zevk almamak kasti yapılmış bir meziyet değilken üstelik art niyet ise düşünülemezdi. Ama canın sağ olsun çocuk. Yüzündeki kızarıklığı gördüm. Söylediklerin her gün mırıldandığım bir ezgi… Unutmamak için değil de bir gün olur da sözleri karıştırırım diye. Hiç söylenmemiş gibi… Ne de olsa dosttan öte, dosttan ziyade…

Hiç yorum yok: